Acı, insanın kendi kozal bağlarıyla olan ontik bir serpişmedir. İnsan acıya tutunmak ve mutluluğa gark olmak için ontik hakikatin temellenmesini yapar. İnsan sadece acıyla büyürse çevresine acıyı yaşatır ve acıyı kendisi olarak algılar. Bu algılama biçemi insanidir ve insanın ötelenmiş hakikati olarak durur karşımızda.
Acıyla herkes tanışır ve herkes acıyı bir tutanak yapmıştır yaşamında. Acıların coğrafik olduğunu kim kabul eder ki ama modern zaman diliminde güneyle kuzey doğuyla batı acının coğrafik ve mutluluk izohipslerini meydana getirmişlerdir. Acının belli bir coğrafyaya mal edilmesi ya da kabul görmesi bizim birazda acıya tutunmamızla ilintilidir.
Bu noktadan hareketle sokaklarda her tarafı yakan yıkan çocukların neden bu kadar katı sert edinimlerde bulunmuş olduğunu da anlamış olacağız. Evet bu çocuklar acının dilini yaşamlarından pratize etmiş ve acının bir dile evirilmesinde şahitlik yapmışlardır. Orada doğan her çocuk bir trajediyle dünyaya gözlerini açmıştır ve acının kozmik diliyle bu yaşa gelmişlerdir.
Peki kendimize soralım bu çocuklar nereden çıktı ve neden bu kadar şiddete meyilli? Bu çocuklar köyleri gözleri önünde yakılan çocuklar, bu çocuklar öğretmenleri tarafında her sabah zorla asimilasyona itilen çocuklar, bu çocuklar en yakınları bir sabah ya da bir akşam yanlarından götürülüp bir daha geri döndüklerine şahit olamayan çocuklar, bu çocuklar ablaları dağa odun toplamaya giderken askerler tarafından yakalanıp tecavüz edildikten sonra helikopterlerden atılıp vücutları dağıldıktan sonra ablalarının bedenlerini gören çocuklar, bu çocuklar gözleri önünde babalarına dışkı yedirilen çocuklar, bu çocuklar okulda olması gerekirken aniden göçe zorlanıp sokaklarda başı boş gezen çocuklar, Bu çocuklar yoksulluğu tüm bedenleriyle yaşayan çocuklar, akşam yemeğini mercimek çorbasıyla yapan çocuklar, gözleri önünde arkadaşları terörist diye kurşunlanan çocuklar.
Evet, hayatları acı arasında geçen ve acıyı bir yaşam pratiği olarak gören bu çocuklar elbette sokaklarda böyle bir hınç, şiddet sergileyebilirler. Devlet Vandalizmliyle büyüyen bu çocuklar intikam diliyle hareket etme edimlerini kökenlerini iyi analiz etmek gerekiyor.
Okullarından olması gereken çocuklar şu anda hapishanelerde bulunuyor ve devlet Vandalizm burada da varlığını meydana sergiliyor. Bu çocuklar acının dilini yaşarken bizler nasıl olupta buna içerliyoruz bundan sorumlu olanları sorgulamak yerine çocukları başka bir acının diline sürüklüyoruz. Ünlü Rus yazar, 4 aylık kızını kaybedince acı içinde ağlarken komşuları, kapıya hizmetçilerini gönderip 'hıçkırıklarınız sinirlerimizi bozuyor, lütfen sessiz ağlayın' uyarısında bulunmuş. Serzenişte bulunanların durumu buna benziyor. Kendi insani acısını bile yaşamasına izin vermiyorlar.
İşte sokaklar acılı dilin nesnelleşmiş hali. Acıya tutunabilmemin halinden anlamak için acıyı yaşayanları anlamakla mümkün. Gelin bunun dilini beraber oluşturalım.